Sevgili Arkadasim Celik'in blogunda gordum, super dogru bir tespit oldugu icin buradan paylasmayi gorev bildim :)
Bazen
karşımızdaki insanın kifayetsizliğini anlatmak için kelimeler
kifayetsiz kalır.Karşımızdaki insan o kadar kendinin farkında değildir
ki, ona dert anlatmanın ne kadar meşakkatli bir iş olacağını düşünerek
bile yorulabilirsiniz. Üstüne üstlük bu insanlar, yüzdükleri sığ suyu
bulanıklaştırarak derinmiş gibi havası yaratırlar -ki bu yine
aslında sığ sularda olduklarının bile farkında olmadıklarını gösterir.
Bu bulanıklaştırma yeteneği de onları devlette başkan, şirkette
yönetici, takımda lider, sosyal ortamlarda en çok konuşan /konuşulan
kişi olup getirir karşımıza. Zira genelde, sayısı çok olmasa da, diğer derin insanlar "bununla mı uğraşacağım olm"
modunda takılıp kendini geriye çeker, karşısındakine dersini 101'den
başlayarak vermesi gerektiğini fark ederek bezip susarlar veya "şimdi bir dakika arkadaşım, o öyle değil,şöyle" demeyecek kadar mütevazıdırlar çünkü kendilerine mutlaka bir hata payı verirler.
Biliyorum, hepimiz en az bir kez (en iyi niyetle bir
-ki ben fazlaca iyi niyetli bir insanımdır) böyle bir insanla
karşılaşmışızdır. Devletimizin başındaki hükümet elemanlarına ve genel
olarak siyasetteki tiplere bakarak bile anlayabilirsiniz ne kadar iyi
niyetli olduğumu. Ben genelde koşarak uzaklaşma yolunu seçiyorum ama
yukarıda bahsettiğim gibi, bu kişi gelip başına müdür filan olunca
koşarken kolundan yakalayarak canını sıkmaya devam edebiliyor işte.
Hah,
bu kadar uzun uzun anlattığım durumun bilimsel bir adı varmış desem?
Resmen mutlu oldum. Bundan sonra kendini bilmez, kafası donuk, cahil
filan gibi yetersiz deyişleri kullanarak kendimi soğutamamalara son!
Buyrun size Dunning-Kruger:
Dunning-Kruger Etkisi ya da Kifayetsiz Muhterisler
New
York Stern School of Business’te görevli psikologlar Justin Kruger ve
David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani
Dunning-Kruger Etkisiadıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk
sağduyusunun yüzyıllardır "cahil cesareti" dediği şeydir aslında.
Journal
of Personality and Social Psychology’nin Aralık 1999 tarihlisayısında
yayımlanan teorileri özetle "cehalet, gerçek bilginin aksine,bireyin
kendine olan güvenini artırır" der. (Bu cümle de Charles Darwin’e
aittir zaten.)
Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
- Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
- Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
- Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
- Eğer
nitelikleri, belli bir eğitimle, antrenmanla artırılırsa, aynı
niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Değerlendirme zaafı
İki
uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell
Üniversitesi’nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular
sordular.Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı
olacaklarını tahmin etmelerini" istediler. En başarısızların (yani
sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60’ına
doğru cevap verdiklerine,ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e
ulaşabileceklerine inandıkları ortayaçıktı. En iyilerin (yani en az
yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllüdenekler olduğu
(soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri)görüldü.
(Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.)
İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, "kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine" bağlıyorlar.
Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis
etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik +
haddinibilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici
güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.
İşinde
çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını
övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip
olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir "hak"
olarak görecektir. "Uyanıklık" bilecektir.
Bu arada,
gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında"fazla
alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne
çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar,
kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için
kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen
üstleri tarafından"ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. Üstleri de
zaten genelde"aynı yoldan geçmiş" insanlardır.
Buna,
insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, "kendine güvenen ve iyi
sonuç alma olasılığı yüksek" adayı tercih edeceği gerçeğini de
eklerseniz, Dunning-Kruger Sendromu’nun Peter Prensibi’nin (*) yatağını
yaptığıda ortaya çıkar.
Sonuçta, "kifayetsiz
muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha
yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın,uzmanlara hak
vereceksiniz.
(*) Peter Prensibi:
Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükselir, der.
Bunun doğal sonucu olarak,yüksek makamlar daima yetersiz insanlar
tarafından işgal edilir.
Kifayetsiz muhterisi nasıl tanırsınız?
- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
- "Beşer şaşar" diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer kendisi değil, başkasıdır.
- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.
- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.
- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.
- Talimatlarını Post-it ile e-postayla verir böylece astlarıyla yüzleşmekten kaçar.
- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına.